Doğum anında beyin, işlenmeye hazır bir hammaddedir. Bebeğe aktarılan genetik özellikler, gelecekte oluşacak yapının temelini belirler. Doğum anından itibaren temel beyin çalışma özelliği öğrenme üzerine kurulur. Beyin öğrenme gelişimi 21 yaşa kadar sürer. Tatlar, kokular, renkler, beceriler hep öğrenilir. 21 yaş sonrası öğrenme, bilgiyi depolama şeklinde sürer. Kişilik gelişimine bağlı olarak gelişen duygu, düşünce ve davranış modellerinin beyinde oluşması bu süre içinde tamamlanır. Doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi çevreden öğrenilen bilgiler depo edilerek davranış modellerinin oluşumunda rol oynarlar.
Her insan kendi toplumunun bir aynasıdır. 21 yaşına kadar aynı çevrede doğan ve büyüyen kişi, o çevrenin öğretileriyle düşünür ve hareket eder. 21 yaşından sonra farklı çevrelere uyum sağlaması zor olacaktır. Değişmesi gerekecektir. Değişimi başaran yeni ortamda mutlu olacak, değişime direnç gösteren kendi özelliklerini o topluma kabul ettirme çabası içine girecek, bunun için mücadele edecektir. Ya da değişimi sağlayamadan yeni çevre içinde etkisizce yaşamına devam edecektir.
21 yaşına kadar birden çok toplumsal dinamiklerin etkisiyle büyüyen kişi, değişime uyum sağlamada zorluk çekmeyecektir. Bu durum onun sosyal açıdan daha başarılı olmasını sağlar. Çünkü belleği, yaşadığı farklı çevre koşullarıyla bir durumda birden çok davranış biçimi geliştirmesi gerektiğini öğrenmiştir. Farklı ortamlarda uygun davranış biçimini seçerek uyum sağlayacaktır.
Dar bir çevre içinde yaşamını geçiren kişiler, aynı çevrede kaldıkları süre içinde uyum sorunundan söz edilemez. Çünkü yaşadığı süre içinde her türlü duygu, düşünce ve davranış modeli ona öğretilmiş ve o gereğini yapmıştır. Bu şartlarda yaşayan insanlar rutin yaşamın önceden belirlenmiş düzeni içinde, eğer yeterli düzeyde beyin ön bölge çalışma özelliklerine sahip ise, strese girmezler. Stres nedeniyle gelişecek olan hastalıklardan önemli ölçüde korunmuş olurlar. Bir dağ köyünde yaşamını sağlıklı biçimde geçiren 90 yaşındaki Fatma Nene’nin sağlıklı olmasının esas nedeni; genetik olarak normal bir beyin ön bölgesine sahip olması, uyum sorunu yaşamaması ve beyin ön bölge çalışmasını etkileyecek çevresel faktörlerin olmamasıdır. Gülük rutin yapacağı işleri önceden belirlenmiştir. Sabah aynı saatte kalkar, hayvanıyla toprağıyla ilgilenir, arada bir katılınan dost sohbetleri ve ibadet. Karşılaşacağı sorunlar ve çözümleri önceden belirlenmiştir. Bu nedenle beyin ön bölgesinin ona kazandırdığı akıl özelliğini fazlaca kullanmasına gerek yoktur.
Akıl; önceden edinilen deneyimler doğrultusunda gelişen yeni bir olaya çözüm bulma özelliğidir. Yeni olay üzerinde değerlendirme yapılır, önceden çıkarılan sonuçlar irdelenir. Düşünceler akıl yoluyla eyleme geçirilir. Muhakeme etmek, yargılamak, olaylarla ilgili öngörüde bulunabilmek; aklın parametreleridir.
Aklın ortaya konması için iyi durumda olan bir beyin ön bölgesi gerekir. Beyin ön bölgesi akıl özelliğini ortaya koyarken beynin diğer bölgelerinden ve özellikle temel bellek bölümleri olan ve limbik sistem olarak düşünülen hipokampus ve amigdala bölgelerinden bilgiler alır. Akıl hastalığı olan şizofrenide temel sorun, beyin ön bölgesindedir. Beyin ön bölgesinin çalışma özelliklerini gri renk skalasına göre değerlendirdiğimizde, şizofreni siyah renge karşılık gelir. Bembeyaz bir beyin ön bölgesi bulunması (her yönüyle mükemmel insan) olası değildir. Bu nedenle insanların ortaya koyduğu akıl özellikleri, gri tonlarından biriyle ifade edilebilir. Beyin ön bölge çalışma özellikleri ne kadar iyi ise ortaya koyduğu akıl özellikleri de o ölçüde beyaz renge yakın olacaktır.
Kolay sinirlenen bir kişinin beyin ön bölge çalışma özellikleri, sabırlı bir kişiye göre daha koyu gri tonunda olacağı açıktır. Haliyle kolay sinirlenen kişinin akıl özelliklerinin daha zayıf olduğu, strese daha duyarlı olacağı ve stres etkisiyle gelişecek olan hastalıklara daha duyarlı olacağı söylenebilir. Akıl; sinirlenmenin gereksiz olduğu sonucuna varacak, olayları sinirlenme ortamına getirmeden hal yoluna gidecek, deneyimlerden ders çıkartacaktır. Eğer bir kişi elimde değil savunmasına sığınıyorsa akıl özelliğini yeterince kullanamıyor demektir.
Beyin ön bölgesi iyi durumda olan kişi, işini zamanında bitirir, ötelemez. Öteleyen, işler biriktikçe strese girer. Stresin kaynağı, duyarlı beyin ön bölgesidir. Stres hali, ayrıca, beyin ön bölge çalışmasına zararlıdır. Gelişen bu kısır döngü, beyin ön bölgesinin çalışma özelliklerinin çok daha fazla bozulmasına yol açacaktır.
Örnektende anlaşılacağı üzere; stresli ortamı yaratan kişinin kendisidir, çevre değil. Çünkü çevreden gelen stres hep vardır. İnsan, akıl özelliği kadar stresle mücadele edebilir. İşim çok yorucu diyen bir kişi, benim beyin ön bölgem bu işi yapacak kadar yeterli düzeyle değil demek istemektedir.
Yapılan her seçim ya da verilen her karar, beyin ön bölgesinin oluşturabildiği akıl özelliğinin sonucuyla belirlenir. Uygun olmayan iş seçimi, iyi gitmeyen bir ilişki; beyin ön bölge çalışma özelliklerine göre alınan kararlar sonucu ortaya çıkmıştır. Haliyle mutsuz bir evlilik ve tatmin etmeyen bir iş, zaten duyarlı olan beyin ön bölge çalışma özelliklerinin daha da bozulmasına yol açacaktır.
Yaşam, bir önceki zaman diliminde alınan kararların sonraki zaman dilimini içinde bulunulacak durumu saptamasıyla sürer. Ne ekilirse, o biçilir. Her birey, beyin ön bölge çalışma özellikleri kadar mutlu, sağlıklı ve başarılı olur.
Beyin ön bölgesinin çalışma özelliklerin temeli, genetik etkilerle anne ve babadan kişiye geçer. Çevrenin etkisiyle bu özelliklerde değişiklikler belirlenir. Çevre etkisinin az olduğu küçük sosyal ortamlarda genetik özelliklerinin değişimi de az olacaktır. Bu nedenle beslenme ve savunma sıkıntısı çekmeyen ilkel kabilelerde 1000 yıl önceki adetlerin çok az değişimle geldiği gözlenebilir. Avrupa gibi çevre etkisinin değişken olduğu toplumlarda devinim, tarih boyunca süreklilik göstermiştir. Çevre etkisinden kaynaklanan uyum sağlama zorunluluğu beyin ön bölgesinin daha etkin kulanılmasını gerektirmiş, akıl özelliklerinin açığa çıkışını hızlandırmıştır. Dünya coğrafyasına bakıldığında; korumacı, bireysel özelliklerin ön planda olmadığı toplumların daha geri kaldığı gözlenebilir.
Tutucu, gelişime kapalı toplumlarda öne çıkan önemli bir özellik; şartlanmadır. Şartlanma ve akıl, ters orantılıdır. Şartlanmanın sağladığı değer yargıları sabittir ve akıl özelliklerini kullanmayı gerektirmez.
Düşünebilen insan, aklını ortaya koyar. Başka bir değişle aklı kullanmak, insan için olmazsa olmaz bir özellik olmalıdır. Akıl, yaşanılan olaylar sonucunda durum değerlendirmesi yaparak gelecekle ilgili öngörüde bulunabilme ve davranışlarına, sonucunu düşünerek yön verebilme özelliğidir. Zeki olmak ise daha kısa süreli, anlık fikir parlamasıdır. Hayvanlarda da zeki olma özellikleri görülebilir.
Zeka ve akıl, beyin ön bölgesinin çalışması sonucu ortaya çıkan özelliklerdir. Zeki olmak, ağırlıklı olarak genetik etmenlerin kazandırdığı bir özelliktir. Akıl ise genetik, sosyal çevre ve diğer etmenlerle etkilenebilir özellikler gösterir.
Belirli bir çevrede doğan ve büyüyen bir insan o çevrenin gelenekleri etkisinde yetişir. Hangi durumlarda nasıl davranacağı tamamen yaşadığı toplumun kültür özelliklerine bağlıdır. Çocukken oynadığı oyunlar, beslenme biçimi, evleneceği kişi, hatta tuvalet alışkanlıkları ve hatta cinsel yaşamı bile toplumun ona öğrettiği biçimde gelişir. Bunlar için kendisinin ayrıca düşünmesine gerek yoktur. Toplum, kendi rolünü ona biçmiş ve ezberletmiştir. Kuralların dışına çıkarsa toplum onu dışlar. Toplumun değer yargıları ile oluşan kabulleri ya da şartlanmaları ve bunların sonucunda gelişen duyguları yaşamak zorunda hisseder. Bu nedenle aklını kullanmaya ihtiyacı yoktur.
Babasını öldüren kişiden intikam alan insana akıllı denebilir mi? Benzer intikam özelliğini yavrusu öldürülmüş hayvanlarda, canı pahasına, gösterir. He iki intikam alma durumunda, öldürme olayının gerçekleşmesi (planlanması) için içgüdüyle beslenen zeka gerekir. Ve akıl devre dışıdır.
Fatma Ninenin yaşadığı ortamın değer yargılarını, o toplumun şartlanma sonucu edindiği davranış modelleri belirler. Örf, adet, gelenekler; şartlanmanın örnekleridirler. Toplum geliştikçe ya da uyum sağlama zorunluluğu oldukça şartlanmalar azalacak ve o ölçüde akıl özellikleri ön plana çıkacaktır. Artan akıl kullanma gereksinimi beraberinde artan beyin ön bölge çalışma özelliklerini getirecek, kişilik farklılıkları daha belirgin hale gelecek ve stres etkisi, farklılaşan bireysel beyin çalışma özelliklerini etkilemeye başlayacaktır. Stres’e “çağın hastalığı” denmesinin nedeni budur.
Aklını yeterli kadar kullanamayan kişi; gerçek(evrensel) değerini yitirmiş, üstün özelliklerini kullanamayan ve kendini beden kabul eder biçimde yaşamına yön verir. Örneğin, sigara sağlığa zararlıdır. Buna rağmen sigarayı bırakamayan kişinin bedensel isteği aklına üstün geliyor. Kendisine zararı olacak konularda önlemini almayan insanlar için aynı durum söz konusudur.
Toplumsal şartlanmalardan öte, kendi bireysel düşünce biçimini geliştiren, olduğu gibi kabullenmeyip sorgulayan; anlamadığına karşı gelmeyen, yok saymayan, bizden değil anlayışıyla dışlamayan; insanları kendine uydurmak yerine olduğu gibi kabullenen, hoşgören bireylerin evrensel insani değerlere ulaştığı ve aklını üst düzeyde kullanabildiği söylenebilir. Değer yargıları ve duyguları bireysellikten öte toplumsal çıkış gösteren kişiler şartlanmıştır. Sadece akıl, şartlanmaların terkedilmesi gerekliliğini kavrayabilir.
Toplumsal değer yargıları ve adetler, sadece o toplumu bağlar. Her toplumun değişik değer yargıları olduğu düşünülürse, sonuç görecelidir. Dolayısıyla hiçbiri mutlak doğru değildir.
Mutlak doğru ya da gerçeklik; bir topluma, yöreye ya da dünyanın herhangi bir bölgesine sıkıştırılamaz. Çünkü evrenseldir. Aklımıza yön verirken yer ve zamandan bağımsız olarak hareket edebilmeliyiz. Belkide o an mutlak doğruya yaklaşabilir ve aklımızı en üst düzeyde kullanabiliriz.
Toplum özellikleriyle şartlanmış biçimde beyin ön bölge çalışma özelliklerini geliştiren bireyler, kendi toplumları dışında girdikleri değişik ortamlarda yaşadıkları uyum sağlama sorunu, stres olarak karşılarına çıkar. Çünkü, uyum sağlamak için, beyin ön bölgesi fazla mesai yapacaktır. Bu durum köyden indim şehire ifadesiyle açıklanabilir. Diğer bir örnek muassır medeniyetler seviyesine ulaşma amacında olan ancak olması gereken beyin ön bölge gelişimini henüz tamamlayamamış, toplumsal şartlanmaların hüküm sürdüğü, evrensel gerçekleri yeterince benimseyememiş toplumlarda gözlenir. Muassır medeniyetlerden gelen farklı özelliklere önyargılı yaklaşım sergilenir. Bu özelliklerin kendi toplumlarına uymadığından yakınılır. Uyum sağlayamamanın getirdiği stres ve beraberinde girilen kısır döngü, toplumundaki bireylerin beyin ön bölgesinin sürekli strese maruz kalmasına neden olur. Haliyle alınan kararların neredeyse tümü, uyum için teorikte doğru olsa bile, eylem durumunda olumsuz sonuçlar doğurur. Toplumların sınıflara ayrılması ve sınıflararası bitmeyen kavgalar, gelişmekte olan toplumların sorunlarını oluşturur.
Gelişmekte olan toplumların bireylerinde, şartlanmaların oluşturduğu değer yargılarıyla şekillenen dünyalarında yaşadıkları hayat tarzı, akıl özelliklerini yeteri ölçüde kullanamamaktan kaynaklanan streslerle biçimlenir. Gelişmekte olan bir ülkenin 40 yaşına gelmiş ev hanımlarını taradığınızda çoğunlukla bir hastalığı olduğunu görürsünüz. Fiziki yakınmaların eşlik ettiği bir yaşam, adeta kaçınılmaz hale gelmiştir.
Ayşe Hanım, 30 yaşında, üç çocuk annesi. 18 yaşında evlenmiş. O yaşa kadar baba evinden hiç ayrılmamış. Ardından hayatını kocasına ve çocuklarına adamış bir biçimde sürdürüyor. Çocuklarının üstüne çok titriyor. Aman ateşi çıkmasın! Okulda ne yiyorlar? Sınavı iyi geçecek mi? Nerde kaldın oğlum, nerelerdeydin bu saate kadar? Aman şu olmasın, sakın bu olmasın!
Eşinin işi iyi mi? Aman bozulmasın! Sigara içmesin! At yarışı oynamasın! Kahveye gitmesin!
Kaynanası onlara gelmesin! Görümcesi kendisini ilgilendiren konular hakkında konuşmasın!
Sevdiği komşusu karşı apartmanda oturan Melahat hanımla değil, kendisiyle arkadaşlık etsin!
Görüldüğü gibi Ayşe Hanım çevresini tamamen kendi kontrolü altında tutmaya çalışır. Her şey onun istediği gibi olsun. İstediği şeyler; kendi kontrolünde olmayan, diğer kişilerin hayatlarıyla ilgili olaylardır. Ancak büyüdüğü çevreden, annesinden, ablasından, komşularından ve akrabalarından gördüğü benzeri tavırlar (bilgiler) ile beynini geliştirmiş ve toplumun klasik ev hanımı kalıbına uygun davranışlar sergilemiştir.
Ne iyi bir anne, çocuklarını nasıl düşünüyor; ne iyi bir eş, aklı hep kocasında…
Çocuğu top oynarken düşer, kolu incinir, bu haberi alan Ayşe Hanım bayılır. Konu, komşu toplaşır başına. Çocuğu hasta olur, O üzüntüsünden hasta olur.
Ardından baş ağrıları, baş dönmeleri, çarpıntılar başlar. “Bende panik atak var kardeş”
Tiroid hormonları dengesizdir tahlillerde. “Bende zehirli guatr çıktı”
Ayrıca migren, hipertansiyon, kolesterol düşürücü ilaçları vardır sürekli kullandığı…
Unutkan da olduğundan ilaç saatlerini çocukları hatırlatır ona…
Bir süre sonra adet düzensizliği olur, miyom derler ve ameliyatla rahmi alınır. Ardından safra kesesi taşı ve tiroid operasyonları da geçirir.
Ailesi için saçını süpürge etmiştir. Artık 40 yaşlarına gelmiş, sosyal çevresi gelinler, damatlar, dünürlerle daha da gelişmiş ve haliyle dertleri daha da artmıştır. Ve tabi kullandığı ilaç sayısıda!
Gelişmekte olan ya da gelişmiş olupta kendi bireysel gelişmişliğini tatmamlayamamış toplumlarda yüzbinlerce Ayşe Hanım yaşamaktadır. Hastane polikliniklerinde onlarla her gün karşılaşabilirsiniz.
Ayşe Hanım’ın mutsuz ve hastalıklı bir yaşam sürmesinin nedeni, büyüdüğü ve yaşadığı çevredir. Göstermiş olduğu duygu, düşünce ve davranış biçimi tamamen sosyal şartlanmalardan oluşmuştur. Kendi bireysel düşünce sistemini gelştirecek eğitim ve sosyal olanaklarla karşılaşmamıştır. O, yaşadığı toplumun kadına biçtiği rolu oynamıştır.
Ayşe Hanım’ın eşi Osman Bey, oğluyla birlikte gecikmiş faturalarını ödemeye giderler. Çocuğu yanında iken kaldırım kenarına uygunsuz bir biçimde park eden Osman Bey, kendisini uyaran esnafa;
- İşim 5 dakika sürecek hemen gelirim, der. 5 dakikalık işini yarım saatte bitirerek aracın başına gelir ve aracı çekmekte olan görevlilerle tartışmaya girer. Buradan sonra yol ikiye ayrılır.
1. Tüm arsızlık özelliklerini başarılı biçimde sergileyerek çocuğuyla birlikte yoluna gider.
2. Aracı görevliler tarafından otoparka götürülür. Sonraki 3 saatini aracı tekrar alabilmek için harcar. Bu süreyi aşırı sinirli, tepkili, sabırsız tavırlarla geçirir. Cezayı ödemiş, oğlu ile birlikte tekrar yola koyulmuştur. Ama kaybettiği zaman, yaşadığı stres etkisiyle sinirli, sabırsız ve aşırı tepkili hali bir süre daha sürer. Yolda gereksiz korna çalar, küfreder, emniyet şeridini ihlal eder. Günü berbat olmuştur. İşlerinde yanlış kararlar verebilir. İş arkadaşlarıyla, patronuyla kavga edebilir. Akşam eve yorgun döner. Ayşe Hanım ile kavga ederek günün finalini yapar. (Bu arada Ayşe Hanım migren ya da astım krizine girer)
İlla ki bu duruma gelmesi için aracının çekilmesi gibi bir mazeret gerekmiyor. Kıvılcımı, başka bir olay da başlatabilir.
Sabah uyandığında ya binlerce kez söyledik şunu söyle yapma diye, sözleri yeterlidir kıvılcım oluşturmak için. Zaten hazırlıklıdır çabuk sinirlenmeye.
1.duruma geri dönelim. Aracını otoparka çekilmekten kurtardı. Arsızlık galip geldi.
- Demek ki böyle olunmalı. Altta kalmamalı. Eğer karşılık vermezsen, aracının çekilmesine izin verirsen bak neler oluyor. O halde bu bana ders olsun. Bundan sonra hep "hakkımı" sonuna kadar arayayım.
Bir de 3. madde var. Aracın başına geldiğinde görevli yok ve aracı çekilmiyor.
- Oh be! Bu günde otopark mafyasına para kaptırmadım, demek ki kurallara uymayınca oluyor bu işler. Kurallar bozuk düzen üzerine kurulmuş zaten, neden o düzene pirim vereyim.
Osman Bey toplum kurallarına saygılı olsa tüm bu olasılıklar da olmayacaktı.
Osman Bey, küçük toplum kurallarıyla ve o kuralların oluşturduğu şartlanmalarla yetişen ancak büyük şehirde yaşayan bir insan. 10 milyonu aşkın İstanbul’un her semtinde farklı sosyoekonomik düzeyde yaşayan insanların aynı beyin ön bölge çalışma özelliklerine sahip olması beklenemez. Oluşan bu fark, ülkenin içinde bulunduğu gelişmekte olan tanımlamasının bir göstergesidir.
Bu arada, Osman Bey oğluyla birlikteydi. Yaşanan bu olay, oğlu için nasıl sorumsuz ve toplum kurallarına saygısız olunur dersini vermesi bakımından da önemlidir. Zaten genetik açıdan babadan ve anneden alacağı beyin çalışma özellikleri, bu ve buna benzer pratik uygulamalarla pekiştirilmiş olacaktır.
Belki hatırlarsınız, kaldırıma park ettiği için ceza ödeyen ünlü bir kişi vardı. Hem de Newyork'ta! Adının önünde Prof. Dr. unvanı olan bir kişi! Seçilmiş ve topluma liderlik etmiş biri.
Örneklerden de anlaşılacağı üzere, medeni-gelişmiş olmak için yüksek öğretim gerekmiyor. Medeni olmak için beynimize öğretim değil, eğitim gerekir. Oysa bugün okullarda bilgi ağırlıklı öğretim yapılıyor. Çocuklar eğitilmiyor. Nasıl saygılı, başarılı, iyi insan olmak gerektiğinden öte nasıl doktor, mühendis, kaymakam olunacağı öğretiliyor. İnsan sağlığına saygısı olmayan doktorlar, sorumsuz inşaat mühendisleri, özgüveni olmayan bürokratların varlık nedeni; çok iyi öğretim almaları ancak eğitimlerinin yetersiz oluşudur.
Yaşayarak öğrenilen olay ve durumların beyindeki bellek merkezine kaydedilmesi, gerek olduğunda hatırlanıp duygu, düşünce ve davranışlarına yansıtılması; beynin ve insan hayatının temel özelliklerinden birini oluşturur.
Beynin çalışma özellikleri açısından en son gelişmesini tamamlayan bölgesi, beyin ön bölgesidir. Bu durum 20'li yaşlara kadar sürer. Bu nedenle reşit olma yaşı 18'dir.(Beyin özellikleri düşünüldüğünde bu sınır en az 21 olmalı) 21 yaşından önce gençler delikanlıdır. Çünkü beyin ön bölge gelişmesi henüz tamamlanmadığından sabır, dikkat, gelecekle ilgili öngörüde bulunma, duyguları ifade etme ve anlama, sağduyu, empati, karar verme, ayrıntılı düşünme gibi özellikleri tam olarak gelişmemiştir. Bu nedenle kızlar reşit olmadan önce evlenemezler. Bunun aksine davranış olsa olsa beyin ön bölgesi duyarlılığı olan babaların işidir. Akraba evliliğinden sakat doğum oranının arttığını bilmesine rağmen buna karar veren bir beyin, hatalardan ders çıkartamadığı, gelecekle ilgili öngörüsünün olmadığı gerekçesiyle; duyarlıdır.- Konu-komşu, elalem ne der?- Ben oğluna-kızına şunu yaptırıyor dedirtmem uyarılarıyla, yanlış telkinlerle büyüyen bir çocuk gelecekte de bu düşüncelerin esiri olacaktır. Çocuklar ailenin ve toplumun aynasıdır. Beyin ön bölge gelişimi tamamlanmadığından dolayı çocuklardaki duygu, düşünce ve davranışların yaşına uygun olup olmadığı şeklinde değerlendirilir, yetişkinlerle kıyaslanamaz. Babada yetişkin tipi dikkat eksikliği olan çocuk, gördüğü kötü örneklerle gelişmekte olan beyin özellikleri etkilenecek, beynini eğittiği bir kötü özellik diğer özelliklerin de etkilenmesine yol açabilecektir. Çünkü milyarlarca beyin hücresi trilyonlarca ağ ile birbirlerine bağlıdır ve sürekli ilişki halindedir. Yangın çıkan bir bölgenin etkisi komşulara da sıçrayabilir.
Çocuklarda, dikkat eksikliği üzerine yapılan çalışmalarda, Almanya’da görülme oranı % 3,8, ABD'nde % 8, Birleşik Arap Emirliklerinde %14,9 bulunduğunu belirtmiştik. Bu değerler coğrafik farklılıklar sonucu kazanılan toplumsal özelliklerin yansıması olabileceği gibi diğer toplumsal dinamiklerin de önemli payı vardır. Almanlar çocuklarını disiplinli yetiştirirler. Kurallara bağlı olarak büyüyen çocukların beyin ön bölgelerinin daha sağlıklı olduğu değerlerden belli olmaktadır. Bu sonuçlarla bir Arap ülkesinin, teknoloji yarışında Almanları geçmesini beklememek gerekir.
Klinikte sıkça karşılaştığımız bir başka örnek: Çiğdem 11 yaşında. Baş ağrısı yakınmasıyla anne-babası tarafından getirildi. Daha önce bu yakınma nedenle göz hekimi dinlendirici gözlük önermiş ama ağrılarına faydası olmamış. Çocuk hekimi sinüzit teşhisi ile 10 günlük antibiyotik tedavisi başlamış. Birkaç gün geçen ağrı sonra tekrar başlamış. Ağrıları özellikle okulda ders dinlerken oluyor, bulanık görüyor ve uykusu geliyormuş. Bu nedenle dersi dinleyemiyormuş. Başka bir şey düşündüğünde, hayal kurduğunda ağrı hafifliyormuş. Bilgisayar oyunlarını çok seviyor hemen her gün saatlerce oynuyormuş. Evde annesi ona hep sevdiği yemekleri yapıyormuş. Ayrıca televizyon izlerken cips, çukulata gibi şeyler yemekten hoşlanıyormuş. Sabahları annesi Çiğdem'i güçlükle uyandırıyor, bazen de servisi kaçırdığı için babası onu okula bırakıyormuş. Hafta sonları ise kendiliğinden uyanabiliyor ve hemen bilgisayarın başına oturuyormuş. Çiğdem ders çalışmayı sevmiyormuş. Zorla bir şey yaptırmaya kalkarlarsa başı ağrıyor, sıkılıyormuş. En çok dedesini seviyormuş. Çünkü dedesi her dediğini yapıyor her istediğini alıyormuş. Baş ağrısı nedeniyle Çiğdem'in üstüne çok düşmüşler.
Ailesi:
- Son zamanlarda fazla şımarttık galiba, diyor.
Beyin haritalama (QEEG) sonucu Çiğdem'in beyin ön bölgesinde duyarlılık görülüyor. Bu duyarlılık nedeniyle dikkati sağlamada ve sürdürmede sorun yaşıyor. Bu nedenle derste başı ağrıyor, gözleri sulanıyor ve uykusu geliyor.
Çiğdem'de neden böyle bir rahatsızlık ortaya çıktı? Aileden alınan genetik özelliklerin etkisi olduğu söylenebilir. Ancak kesin olan bir neden yetiştirilme tarzıdır.
Beyin bencildir. Kendisi için ne gerekiyorsa onu sahibinden ister. Beynin isteme yöntemi öğrendikleriyle sınırlıdır. Ona verilen her şeyi öğrenir. İyi kötü diye ayırt edemez. O rahat çalışabilmek için öğrendiklerinden faydalanır ve ister.
Adrenalin ve benzeri hormonlar insan yapısında bulunur ve salgılanırlar. Beyni uyarıcı özellikleri vardır. Heyecan ile adrenalin salınımı artar. Artan adrenalin beynin ön bölgesini uyarır ve duyarlılığı geçici olarak düzeltir. Beyin öğrendiği bu özelliği kullanarak Çiğdem'den heyecan yaratmasını ister. Bilgisayar oyunları heyecanlıdır. İstediklerini yaptırmakta öyle! Oysa ders dinlemenin ya da rutin günlük işlerin heyecanı yoktur. Hayal kurmak daha heyecan vericidir.
Adrenalin gibi beyni uyarıcı özellikleri olan hormonları artırmanın diğer bir yöntemi, ilginçtir ama azar işitmektir.
Anneler:
- Sanki çocuğum beni çıldırtmak istercesine tavırlar sergiliyor, derler.
Nedeni, hormonlar ve ona ihtiyacı olan beyin duyarlılıklarıdır. Sabrı taşan anne azarlayacak ve çocuk birden bürüneceği o durgun ve masum tavır içinde beyni rahatlayacaktır.
Çiğdem artık heyecan peşinde koşacak ya da istemeden de olsa azar işitme yönünde davranışlar gösterecektir. Davranışlarını buna göre ayarlayacaktır. Davranışları değiştikçe daha çok isteyecek ve ders dinlemek gibi günlük işler çok daha sıkıcı olacaktır.
Çiğdem kendi kurallarını koyduğu sürece davranış modelini kendi belirleyecek ve bu öğrenilmiş model hayatı boyunca onu yönetecektir.
Beyin ön bölge duyarlılığı etkisinde olan Çiğdem, hatalarından ders almayacak, aceleci ve sabırsız olacak, yanlış kararlar verecek, sorunlarını çözmede zorlanacaktır.
Çiğdem'in iyileştirilmesi (tedavisi), mutlaka aileden başlamalıdır. Beyni adrenalin bağımlılığından kurtarılmalıdır. Ev içinde kurallar konulmalı, uyulmadığı takdirde hak mahrumiyeti ile cezalandırılmalıdır. Çiğdem, disiplin altına alınmalıdır.
Örneğin bilgisayar oyunu günde 30 dakika ile sınırlandırılarak başlanabilir.
Akşam yemeğine tüm aile bireyleri birlikte oturmalı, Çiğdem, aç ya da tok olsun mutlaka sofrada yerini almalıdır.
Yemek bitiminden sonra örneğin sadece meyve servisi açık olmalı, her canı istediğinde yemek yeme olayı kaldırılmalıdır.
Atıştırmak kesinlikle önlenmeli, örnek olması için anne baba da bu kurallara uymalıdır.
Beyni geliştiren doğal beslenme yöntemi uygulanmalıdır.
Çiğdem'in canı her istediğinde isteği yapılmamalı, belirli kurallar çerçevesinde haklarını, yapabileceklerini önceden bilmeli ve kurallar konusunda taviz verilmemelidir.
Çiğdem, bu yeni yaşam biçimine uymakta zorlanacaktır. Ancak gelecekte kurallarla dolu bir dünyada yaşayacağını, aile ortamında öğrenmesi gerekir.
Okulda disiplin gereklidir.
- Zaten at yarışı misali sınava hazırlanıyorlar, rahat bırakalım çocukları, yaklaşımı doğru değildir!
Gelecekle ilgili öngörüsü olmayan, kuralsız ve saygısızlığa alışmış, hayatıyla ilgili doğru kararları veremeyen bir çocuğun üniversite ya da lise sınavlarında başarıyı yakalaması beklenebilir mi? Elbette beklenemez!
Eğitim, disiplin ile başlamalıdır. Disiplin, sağlıklı beyinler için gereklidir. Okullarda toplum ve okul kuralları sürekli eğitimin içinde yer almalıdır.
Disiplin ile kurallara uymayı öğrenen beyin ön bölgesi, kazandığı bu özelliği ile diğer kişilik özelliklerinin de doğru yönde gelişmesini sağlayacaktır.
Eğitimde öncelik, bilgiyi vermek kadar alabilecek kapasitede beyinler yetiştirmek olmalıdır.
YORUMLAR