Hep aynı şeyi yapıyoruz.
Mevlana, Yunus Emre ya da Hacı Bektaşi Veli adları geçince saygınlık belirtir hal ve duygular içine giriveriyoruz.
Sonrası ?
Sonrası yok.. Bu kadar işte..
Mevlana ile övünüyoruz. Tüm dünya tanıyor.
Peki saygı duymaların ne faydası var size, bana ?!
...
Yunus Emre bir köylü, Mevlana ise zamanın rektörüydü.
Ne yaptılarda adları anılıyor hala...
Yanıt gayet basittir.
İbadet ettiler. Hz Muhammed'in yolundaydılar.
Örneğin Mevlana 18 gün bağlama orucu tuttu. Yani 18 gün yemedi, içmedi, kızmadı, gıybet etmedi, vb..
Bir insanın isteği ne olabilir 18 gün yemeden içmeden sabrederek geçirerek...
Tasavvuf uygulamalarında bağlama oruçları rutin bir uygulamadır.
Hint fakirini hatırlarmısınız. 40 yıldan bu yana yemiyor ve içmiyordu. Doktorlar bir odada araştırmak için 15 gün bekletmişler, bu süre içinde yememiş, içmemiş, tuvalete gitmemişti. Oysa modern tıp böbrek yetmezliği tanısını bu kişiyi görmeden koyardı.
Çağımız bilim insanlarının en büyük sıkıntısı, hala, insanı madde olarak görüp değerlendirmeleridir. Anlayamadıkları konulara ise madde ötesi tanımlaması yaparlar.
Oysa madde yoktur. Haliyle ötesi de olmayacaktır.
İnsan 5 duyu algısı ile varlığı madde olarak algılar. Madde, molekül, atom ve atom altı yapıları olarak sıraladığımızda karşımıza kuantsal yapılar çıkar.
Kuantum fizikçilerine göre kuantlar soyut yapılardır. Madde değillerdir. Düşünsel yapılardır. Gözlemci varlığında foton (madde hali) gözlemci yokken dalga halindedirler.
Tüm varlık sonsuz sayıda frekans çeşitliliğinden oluşan bir dalga okyanusudur.
Diğer bir değişle varlığın özü gerçekte madde değildir. Madde, 5 duyu algısıyla insan beyninin ürettiği bir üründür.
Yetersiz insan 5 duyu algısıyla çevresini algılamaya kendini mahkum etmiştir. Bu kısıtlı algı nedeniyle verdiği kararlar gerçekleri yansıtmaz.
Oysa uyarıcılar gelmişti.
İşte Mevlana, Yunus Emre gibi tasavvuf üstadları, Uyarıcının önerileri doğrultusunda yaptıkları uygulamalarla arttırdıkları beyin kapasitesi ile varlığın aslında “bir” olduğunu; sen, ben, ayrımlarının ve sahiplenme duygusu ile yaşamanın insanın özüyle bağdaşmadığını; öldükten sonra bırakacaklarımız için değil ölüm sonrası yaşam için hazırlanmamız gerektiğini idrak etmişlerdir. Uygulamalarla (zikir, oruç, namaz) beyin kapasitesinin (plastisite) arttığı günümüz araştırmalarında kanıtlanmıştır.
…
Bu gerçekleri bir yana bırakıp aslını araştırmadan günümüz uygulamaları gerçek din görerek hüküm veren ve kendini bu konuda kilitleyen günümüzün modern bilim insanları, kilitlerinizi açmaya ve sorgulamaya ne zaman başlayacaksınız?
Dr Güçlü Ildız
YORUMLAR